Bugünlerde pek dillendirilmese de “Türkiye Yüzyılı” masalı hatırlanacaktır. Türkiye Yüzyılı’nda günler pek de iç açıcı değil. Gün geçmiyor ki ülke gündemi yeni bir skandalla çalkalanmasın. Çivisi çıkmış tabiri bundan başka hangi durumu anlatır kestirmek zor; dahası içinde bulunduğumuz durumu hangi sözcükler daha doğru ifade eder bu daha zor olsa gerek. Yine de doğruya en yakın ifadeyi kullanmaya çalışıp mevcut durumu “çürümüşlük” diye ifade edelim.
Herkesin aklına ilk gelebilecek bir kavramı kullandık. Shakespeare “Danimarka Krallığı’nda çürümüş bir şeyler var” diyordu. Kim bilir günümüz Türkiye’si için neler derdi! Soyut bir çürümüşlükten bahsetmiyoruz. Nereye uzansanız elinizde kalacak bir tablo söz konusu. Kirli ilişkiler, yolsuzluklar, adaletsizlik, kayırmacılık, riyakârlık, karaktersizlik ve daha fazlası… Kuşkusuz mevcut durum bir işleyişin sonucu olarak vuku buluyor. O işleyişin de dayandığı, beslendiği bir zemin söz konusu.
Salt siyasal iktidara özgü, ona içkin olan bir çürümüşlük yok. İktidarından muhalefetine kadar burjuva feodal siyasetin tüm bileşenleri mevcut durumdan besleniyor. Haliyle mevcut durumu yansıtıyorlar. En ucube karakterler iktidar ya da muhalefet fark etmeksizin siyaset sahnesinde adeta cirit atıyorlar. Hepsinin trolleri var. Yalan, çarpıtma, iftira, manipülasyon olağan, mutat bir şeymiş gibi hareket ediliyor.
Her dönem kendi karakterini yaratır. Kuşkusuz ilgili karakterler hep vardı. Olmasaydı Aziz Nesin “Zübük”ü yazamazdı. Ya da Orhan Kemal’in “Murtaza”sı hiç yaşamamış olurdu. Dikkat çekmekte fayda var “Zübük” de “Murtaza” da sade birer vatandaş olmanın ötesinde sistem ile ilişkili birer karakter olarak kendilerine alan bulurlar. Egemen olan ilişkilerin yanında konumlanmaları ya da erkin en kararlı bekçiliğine soyunmaları iktidar olanaklarından faydalanmaktan başka bir anlama gelmez. İktidar ile ilişki kurdukça itibar peşinden gelir. İktidar dediğimiz şey tepeden tırnağa örgütlenmiş ilişkileri ifade eder. Güçten devşirilen itibar ilkesizliği şart koşar! Elbette olanaklardan herkes aynı oranda faydalanmaz. Rantın doğasına aykırıdır bu; dahası ranttan beslenen türedi karakterler, asalaklar tam da bu yüzden çirkefleşip daha fazlası için yapmayacakları karaktersizlik örneği kalmaz.
Türkiye Yüzyılı hikâyesine dönüp esas karakterlerimize, onları ayakta tutan beslendikleri zemine bakabiliriz. Elbette Erdoğan en önemli figür olarak öne çıkacaktır. Erdoğan hem AKP içindeki hem de Cumhur İttifakı bileşenleri için çok şey ifade ediyor. Çünkü o tüm bu klikler için adeta bir tutkal işlevi görüyor. Kuşkusuz onun bu çok şey ifade etme özelliğinin arka planında esasta ilkesiz daha doğru bir ifade ile karaktersiz oluşu var.
Yazının başına mevcut tabloyu anlatmak için çürümüşlük kavramına başvurmuştuk. Erdoğan’dan bağımsız bir çürümüşlük söz konusu olabilir mi? Yani o, dönemi en iyi hatta kusursuzca anlatan bir karakter. Gerçek her zaman kurgudan daha değerlidir.
Devletin tüm kurumlarından beslenip onun yarattığı her türlü olanağı semiren mafya, çete tarzı örgütlenmeler herkesin malumu. Sağlık, güvenlik, yargı, eğitim, basın, yerel yönetimlerde kısacası her alanda benzer kirli ilişkiler ağı söz konusu. Bu kadar aleni bir yapılaşma ve yaygınlaşma devletten bağımsız gerçekleşmez. Devlet bu ilişkiler ağının tam merkezinde duruyor. Gözlerini kapamış değil, hayır direkt süreci örgütlüyor. Polisi, yargısı mevcut ilişkilerin istikrarı için çaba sarf ediyor. Soruşturulması geren birini hemen aldırtıyor, şantaj yapması gerekiyorsa güvenlik güçleri, olmadı mafyayı rahatlıkla devreye sokabiliyor. Çürümüşlüğü kendi bünyesiyle sınırlamıyor tüm topluma yayıp derin bir yozlaşmanın zeminini hazırlıyor. Asalak, türedi karakterler kirli ilişkiler ağının birer ünlü figürleri olarak çürümüşlüğün vitrininde boy gösterip kendi durumlarını olağanlaştırıyorlar. Dahası bununla yetinmeyip mevcut duruma meşruiyet kazandırıyorlar. Çakıcı gibi mafya liderleri icazet makamına dönüşmüş durumda. İktidar sahiplerinin ilgili oldukları alanda söz hakkını elinde bulunduranlarla fotoğraf çektirip servis ederek bir anlamda onay alma mekanizması işletiliyor.
Kuşkusuz tüm bunlar salt günümüze özgü pervasızlıklar değil. Devlet-siyaset-mafya üçgeni sır olmaktan çıkalı çok oldu. Susurluk kazası bu ilişkilerin ifşa sembolü olarak hafızalara kazınsa da ilişkiler ağı daha geçmişe uzanıyor.
Günümüzün ayırt edici özelliği bu ilişkilerin siyaset eliyle doğrudan siyasal iktidar tarafından olağanlaştırılması. Bu ilişkilere meşruiyet kazandırılması. Dikkat edilsin her kirli ilişki açığa çıktıktan sonra ilgili kişilerin siyasal iktidarla bağını gösteren fotoğraflar olduğunu görüyoruz. Soylu’nun albümü hatırlanabilir ya da Bahçeli ve Çakıcı’nın. Bahçeli’nin son operasyonda tutuklanan mafya bozuntusu Selahattin Yılmaz’a sahip çıkması artık kimseyi şaşırtmıyor. İlgili mafya bozuntusu üzerinden MHP’ye ayar verilmeye çalışıldığı da görülüyor.
Diğer taraftan dönemin önemli argümanlarından biri de Erdoğan ve ona bağlılık yeminleri. Bu kirli ilişkiler ağı içinde yer alanların ortak gayesi Erdoğan ve onun “dava”sı. Aslında bu “dava” metaforu bağlılığın niteliğini anlamamız için önemli.
Avukat Rezan Epözdemir, Mücahit Birinci ya da Cem Duman vakaları ortada. Hepsinin karıştığı olaylar farklı. Ama beslendikleri zemin ve yaslandıkları güç ilişkileri aynı. Çünkü hepsi aynı çarkın dişlileri olarak faaller. Her bir avukat da yargı içinde güçlü ilişkilere sahip. Epözdemir doğrudan siyasal iktidarla görüntü veren biri değil ama kurduğu ilişkiler siyasal iktidarın olağanlaştırdığı çürümüş düzenden nasıl nemalandığını gösteriyor. Kuşkusuz Epözdemir’e yönelen soruşturma yargıdaki çürümüşlüğe bir itiraz anlamına gelmiyor. Bir hesaplaşma, rant kavgası yaşandığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Diğer taraftan Mücahit Birinci ve Cem Duman siyasal iktidarla direkt ilişkili isimler. İktidarın İBB’ye dönük operasyonlarının hemen ardından izledikleri yol, bir ilişkiler ağını fakat istisna olmayan adeta yargının genel bir eğilimini yansıttı. Yargı siyasal iktidarın salt muhalefeti dizayn etme, güç ilişkilerini, rant paylaşımını yeniden düzenleme işlevi görmüyor; tüm bunlarla birlikte bir suç mekanizması olarak başkalarının varlıklarına çökme için de önemli bir araç olarak kullanılıyor. Son iki avukat daha çok bu tarz ilişkiler ağının aparatları olarak iş görüyorlar. Yargının mafya yapılanmaları ile ilişkisi artık bir sır değil dahası bu haberler artık kimseyi şaşırtmıyor.
Adı geçen avukatlarla ilgili soruşturma ve tartışmaların ortak noktası Erdoğan’a bağlılık üzerinden yürütülmesi. Epözdemir soruşturması hakkında yorum yapanlar AKP içindeki saflaşmayı da imlemiş oluyorlar. Bu saflaşmalar diğer avukatlar hakkında başlatılan süreç için de geçerli. Soruşturulanlar ya da konuşanlar herkes Erdoğan’a sonuna kadar bağlı. Peki bu karşılıklı suçlamalar da neyin nesi? Tam da burada çok rahat bir şekilde yargıdaki güç paylaşımının işaretlerinden bahsedebiliriz. Güç paylaşımı rant ilişkilerinin düzenlenmesini ifade ediyor. Hakimlerin, savcıların, polisin de içinde olduğu, tabii ki siyasal alanın doğrudan dahil olduğu bir ilişkiler ağı söz konusu. İşte Erdoğan’ın “dava”sı diye imlenen şey bu ilişkiler ağının yani rant paylaşımının sürdürülmesinden başka bir şey değildir.
Yazının başında muhalefetin de sistemin yarattığı çürümüşlükten azade olmadığını ifade etmiştik. Özlem Çerçioğlu vakası ibretliktir. Düne kadar muhalefetin “Topuklu Efe”siydi ama iktidarın elinde bulundurduğu dosyalar Topuklu Efe’nin bir anda topuklayıp AKP’ye katılması için yeterli oldu.
Yargının siyasal alanı iktidar lehine dizayn etmesi güç ve rant paylaşımına müdahil olması bir yana bir anda Erdoğan’dan hayranlıkla bahsedilip Cumhuriyet davasının buruşturulup bir kenara fırlatılarak Erdoğan’ın davasının birer neferi olunması burjuva-feodal siyaseti ifade etmek için önemli birer argüman olarak orta yerde duruyor. Bu ve benzer örnekler daha çok yaşanacaktır.
Emin olunmalıdır ki aynı şartlar oluştuğunda Erdoğan da aynı şeyi yapacaktır; çünkü mevcut sistemi en iyi yansıtan tüm bu türedi karakterlerin toplamını kendi ruhunda yaratan ve yaşatan daha iyi bir karakter yoktur. Dahası o bir kurgu değil gerçek bir karakter olarak sahnede boy gösteriyor. Ama o sahne kendisi dahil “dava mı canı cehenneme” diyecek kişilerle dolu olduğu için bir anda altüst olmaya da yakındır!